Bu bölümde
Disiplinlerarası Entelektüel Yolculuklar’ın bu bölümünde konuğumuz Bursa Uludağ Üniversitesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Dağ. Bu bölümde, insanlığın belki de en kadim sorularından biri olan “Biz kimiz ve neye dönüşüyoruz?” sorusunun izini; teknolojinin, felsefenin ve ilahiyatın kesiştiği geniş ve tartışmalı bir zeminde süreceğiz. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl, yalnızca teknik ilerlemelerin yaşandığı bir dönem değil; aynı zamanda insanın kendi biyolojik sınırlarını aşmaya yöneldiği, varoluşunu yeniden tanımlama iddiasında bulunduğu radikal bir dönüşüm sürecidir. Bu süreci, transhümanistlerin ifadesiyle bir “ikinci Aydınlanma Çağı” olarak da okumak mümkündür. Ancak bu yeni Aydınlanma, klasik anlamda aklın özgürleşmesinden ziyade; insanın kendi doğasına müdahale ettiği, sınırlarını yeniden çizdiği ve hatta aşmayı hedeflediği bir dönemi ifade etmektedir. Bu bağlamda, Transhümanizm; insanın biyolojik, zihinsel ve hatta ontolojik sınırlarını dönüştürmeyi amaçlayan bir düşünce hareketi olarak karşımıza çıkmakta ve beraberinde derin etik, felsefi ve teolojik tartışmaları gündeme getirmektedir.
Bu söyleşiden kısa bölümler
Diğer bölümler
Modern Toplumda Din, Kültür ve Anlam Arayışı
Disiplinlerarası Entelektüel Yolculuklar’ın bu bölümünde konuğumuz Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vejdi Bilgin. Bu bölümde, modern hayatın hızlandığı, dijitalleşmenin gündelik yaşamın neredeyse her alanını dönüştürdüğü bir dönemde; bireyin dinle, gelenekle, toplumla ve kendi benliğiyle kurduğu ilişkinin nasıl bir değişime uğradığını ele alacağız. Sosyal medyanın görünür olma baskısından dijital topluluklara, yapay zekâdan popüler kültüre kadar uzanan bu yeni dünya, yalnızca iletişim biçimlerimizi değil; mahremiyet, dindarlık, otorite, aidiyet ve anlam gibi temel kavramları da yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Bir yandan tüketim kültürü ve şehirleşme gündelik hayatın ritmini değiştirirken, diğer yandan edebiyat, sinema ve televizyon gibi kültürel alanlar toplumun inanç, kimlik ve yabancılaşma deneyimlerini yeniden üretiyor. Özellikle genç kuşakların geleneksel dini yapılara ve kurumsal otoritelere mesafesi, bize yalnızca bir inanç değişimini değil; aynı zamanda değişen toplumsal ilişkileri, yeni anlam arayışlarını ve kuşaklar arasındaki aktarım sorunlarını da gösteriyor.
Türk Politik Kültürü ve Medeniyet Havzaları
Disiplinlerarası Entelektüel Yolculuklar’ın bu bölümünde konuğumuz İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Uluslararası Siyaset Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Elik. Bu bölümde; siyaset bilimi literatürüne özgün bir perspektif kazandıran, Türk politik kültürünü tarihsel, kültürel ve medeniyet temelli bir çerçevede yeniden ele alan çok kıymetli bir isimle birlikteyiz. Modern siyaset teorisinin büyük ölçüde Avrupa merkezli kavramlar üzerinden şekillendiği bir dünyada, Türk-İslam düşünce geleneğini merkeze alarak geliştirilen alternatif yaklaşımlar; sadece akademik bir tartışma değil, aynı zamanda bir kimlik ve anlam arayışını da beraberinde getiriyor. Bu bağlamda bugün; Türk politik kültürünün epistemolojik temellerini, İslam felsefesiyle kurduğu ilişkiyi, Batı literatürüyle olan ayrışma ve kesişim noktalarını ve en önemlisi Türk dünyasını birbirine bağlayan yedi büyük medeniyet havzasını derinlemesine konuşacağız. Anadolu’dan Orta Asya’ya, Balkanlar’dan Hint alt kıtasına uzanan geniş bir coğrafyada şekillenen bu politik kültürün kimlik, hafıza ve strateji üretme kapasitesini birlikte anlamaya çalışacağız.
Şiirden İrfana: Türk-İslam Edebiyatının Ruhu
Disiplinlerarası Entelektüel Yolculuklar’ın bu bölümünde konuğumuz; Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk-İslam Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bilal Kemikli. Bu bölümde, kavramların ve imgelerin hızla tüketildiği, anlamın yüzeyselleştiği modern dünyada; Yunus’un nefesinden Ahmed Yesevî’nin hikmetine, Niyâzî-i Mısrî’den Süleyman Çelebi’ye uzanan köklü irfan edebiyatımızı günümüz insanının ruh iklimiyle buluşturmaya çalışacağız. Şiirin, mûsikinin, mimarinin ve tekke kültürünün harmanlandığı o zengin medeniyet mirasını sadece tarihsel bir hatıra olarak değil, günümüzün yalnızlaşan bireyine ve anlam arayışına direnen diri bir rehber olarak yeniden duymaya ihtiyacımız var. Türk-İslam edebiyatının ve halk şiir geleneğinin insanımızı inşa eden ruhunu, Bursa başta olmak üzere ruhu olan kadim şehirlerimizin toplumsal hafızamızdaki yerini, dijital çağda muhafaza etmemiz gereken okuma ahlakını ve irfani estetiğin genç kuşaklara aktarılma yollarını derinlemesine konuşacağız.